ÖNEM ve BESİN ZİNCİRİ

Liseden öğretmenim, yakınından duyduğu bir olayı anlatmıştı:

Bir Fransızın bulunduğu ortamda dört beş Türk oturuyormuş. Muhabbet sırası Fransıza geldiğinde anlatmaya başlamış:
"Ben ülkemde çok önemli bir insanım, çok kritik bir görevde bulunuyorum, eğer ben olmazsam ülkem çok büyük sıkıntıya
girer." Bu ve bu tür kendini öven sözleri sıralarken, bizimkilerden biri yanındaki arkadaşının kulağına eğilip: "Ben
cesaret edemiyorum, bir sorsana şuna, şunun kritik görevi neymiş, bakan da bizim haberimiz mi yok, müsteşar mı, üst
düzey yönetici mi?"
Öyle ya, bizim ülke standartlarına göre bu derece övünen bir insanın bu veya bu tür üst görevi olması lazım ki, övünmeye
hakkı olsun.
Arkadaşı kırmaz, nazikçe Fransıza önemli olan işini sorar:
Fransız cevap verir: "Ben gümrük görevlisiyim, ülkeye giren eşyaları kontrol ediyorum, biraz dikkatsiz olsam ülkeme silahta sokarlar, uyuşturucu da sokarlar, ülkeme sokulacak silahın devlet büyüğüne, askere, polise, katliam yapmak için sivile kullanılmayacağının garantisi ne, benim dikkatsizliğimden kaynaklı ülkeme giren silahın kullanıldığında ülkemde oluşacak kaosu düşünün!
Ülkeme giren uyuşturucudan kaç kişinin zehirleneceğini, uyuşturucuyu kullanananların, kendine,
ailesine, çevresine vereceği zararı; bunlar en basitinden bu kişinin uyuşturucudan kurtulmak için, tedavisine devletin harcayacağı masrafı, bu masraflardan dolayı devletin kaç yatırımdan vazgeçeceğini düşünün. İşte ben, bu veya bu tür olumsuzlukları engelleyen kişiyim, bu yüzden de çok önemli görevdeyim, ülkemde de çok önemli biriyim."
Buram buram küçümseme kokan sorudan sonra, Fransızın beyne tak tak vuran bu cümlelerin akabinde bizimkilerin surat şeklini ve rengini gözünüzde canlandırabiliyor musunuz?
Ben cevabını duyan kişilerin vücutlarındaki, beyinlerdeki ani kimyasal değişimi canlandıramasam da, Fransızın, kendine, işine önem veren idealist karakterini beynimde ve kalbimde hissedebiliyorum.

Zaten her insan; en azından kendi açısından, idealist fikirlerine, kendine verdiği önem ve bunları ne derece uyguladığı kadarıyla önemli aynı zamanda önemli değil midir?
Yeter ki, kendi gücü; kendini eğitip güçlendirici kadarıyla da değerini gücünü bilsin.
Kendisi için de değerli olan, toplum için değerli ve önemli değil midir?
Bunun için de kendi farkındalığının farkına varmaktan geçiyor.
Farkındalığın farkına varınca da daha fazla kişi olan toplumu olumlu veya olumsuz düzeyde etkilemeye başlar.
Toplum için de önemli olan, devlet ve millet için önemli degil midir?
Bu kez de üniversitede yaşadığım bir hatıra:
Fakültede bir Profösör hocamız vardı. Hoş, bizim zamanımızda Doçent çoktu ama sadece bir tane Profesör vardı. Çok ciddi, espiri yapmayan, bize fazla yüz vermeden ders anlatan, hiç dağılmadan ders anlatan; o zamanlar çok meşhur olann Türkiye'nin en büyük projesi GAP Projesi'nde görev yaptığı bilgisine ulaştığımız derin bilgili bir akademisyendi. Yaşanıyorsa uzun ömür, vefat etmişse Allah'tan rahmet diliyorum.
O kadar öğrencisinin sınav kağıdını nasıl okurdu bilmem de hep klasik sınav yapar; her sınavda en çok puana sahip şu kısa soruyu sorardı: "Besin zinciri nedir, örnekle anlatınız?"
Bu soruyu yap, diğer sorulardan bir iki karalayın oldu bitti geçtiniz.
Besin zincirini bilirsiniz.
Fare buğdayı yiyor, yılan fareyi yiyor, kartal yılanı yiyor, o onu yiyor, o onu yiyor derken, zincirin en sonundaki ölünce toprağa
karışıp bakteri olarak toprağı zenginleştiriyor. Toprakta tekrardan buğday çıkıyor, onu gene fare yiyor, o onu o onu derken zincir devam ediyor.
Faredir, yılandır diye küçümsemeyin; bir canlının yok olması zincirin bozulmasına; zincirin bozulması da hayatın yok olmasına yol açıyor.
Ben burada kısaca anlatsamda, sınavda konuyu, sadece canlıların hayattaki görevinin birbirini yemekten ibaret olmadığını düşündüğümden ve tam anlamadığımdan olsa gerek; Prof'un dersini vize ve final sınavlarında iyi cevaplayamamış olmalıyım ki, dersi ancak bütünleme sınavında geçebilmiştim.

Ülkenin birinde evcil hayvanlara saldıran, hiç bir faydasına rastlanmayan bir hayvana, gelen şikayetler üzerine avcılara avlanma serbestliği getirilir. Verdiği zarardan dolayı zaten bu hayvana hınçlı olan halk, silahı eline alıp bu hayvanları tam manasıyla katlederek o ülkedeki neslini en aza indiriyor. Ne garip ki, bu zararlı diye bilinen hayvanların sayısı azaldıkça, saldırdığı evcil hayvanların sayısı da azalıyor.
Buna dikkat edip araştıran yetkililer, katline onay verdikleri bu hayvanı, alelacele başka ülkelerden satın alıp, korumaya alırlar.
Meğerse; bu hayvan hasta olan hayvanlara saldırıp, hastalığın başka hayvanlara geçmesini engelleyip, yok ederekte olsa besin zincirinde önemli bir yeri varmış.
İki hikayeyi birleştirip bir çıkarım yapmaya çalışayım:
Öncelikle; "her nefis ölümü tadacaktır." buyuruluyor.
İnsanlarda, eninde sonunda ömrü bittiğinde, istese de istemese de besin zincirinin bir parçası olacak.
Benim nacizane görüşümü içeren esas mesele şu:
Yaşamı boyunca; önemsediği, kendini önemli görüp, şimdi gelecek nesiller adına da önemli olan konularla uğraştıktan sonra mı besin zinciri olmak?
Yoksa, sadece besin zinciri mi olmak?
Tercihimiz ise;
neye inandığımız, ne kadar inandığımız ve ne kadar uygulayıp topluma medeniyete ne derece ışık olabildiğinizle alakalı.
Tercihinizin sonucu ise; besin zinciri olmadan beyinlerde, toplumlarda, mücadelenle bıraktığın kalplerdeki iz, beyinlerdeki değişim ve fedekarca yapabildiklerinin görülebilen reel gerçeklerdir.

Sağlık, huzur, saygıyla kalın!

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Hasan Barın - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mavi Marmara Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mavi Marmara Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Mavi Marmara Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mavi Marmara Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.