Bu zulüm artık bitmeli

Değerli okurlar, önceki gün Çin İstanbul Başkonsolosu Cui Wei’nin konuşmalarını şaşkınlık içerisinde dinledim. Milyonlarca Uygur Türk’ünü kamplarda tutan Çin’in başkonsolosu, “Beyinleri hastalıklı, tedavi ediyoruz” ifadeleriyle adeta yaptıkları şeyi masumlaştırmaya, kabahati Türklerde bulmaya gayret etmekte. Ancak sırf farklı bir ırka, farklı bir dini inanca sahip olduğu için asimile politikası yürüttüklerini gizleyemezler.
İşin en ilginç tarafı dünyanın gözleri önünde apaçık bir şekilde gerçekleşen tüm bunlar muazzam bir tepkisizlik içerisinde takip ediliyor. Dünyada birkaç ülkenin eleştirilerde bulunması dışında, dişe dokunur bir talep ya da yaptırım maalesef henüz yok. Peki ne yapacağız? O kadar insanı, Çin’in iç meselesi diyerek kaderine mi terk edeceğiz? Her ne kadar bizler soydaşlarımıza yönelik özgürlük isteğinde bulunsak da bu yalnızca bir ya da iki ülkenin sağlayabileceği bir şey değildir. Nasıl ki İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği katliamlarda tüm kamuoyu dünyayı ayağa kaldırmak için çaba sarf etti, bu olayın da ondan altta kalır yanı olmadığına emin olmalıyız.
Ne derdi bizlere büyüklerimiz? Dilimizi kaybettiğimizde, benliğimizi de kaybederiz. Muazzam bir gizlilikle milyonlarca insanı kamplarda ne şekilde, nasıl eğitiyorlar? Buna eğitmek denilebilir mi? İşte insanlığın bunun üzerine düşmesi, o insanları kaderlerine terk etmemeleri gerekiyor. Bu yalnızca bir soydaşlık meselesi değil, insanlık meselesidir. Bu sebeple özellikle yeni nesillerimize, Z kuşağı başta olmak üzere toplumumuza yaşananları tüm gerçekliğiyle öğretmeye çaba sarf etmeli. Tepkinin yalnızca kısmi olmasına izin vermemeliyiz.
Keza acı kıyaslayıcılara da izin vermeden hareket etmeliyiz. Açıkçası “Gazze’ye yardım etmek yerine oraya yardım edin” son derece yanlış buluyorum. Dünyada nerede, kime haksızlık yapılıyorsa insanlık için onun yanında durabilmeliyiz. Burada önemli olan hepsine eşit mesafe ve emekle yaklaşmalıyız. Çin’in, “etnik bölücülük, dini aşırıcılık, şiddet ve terör” eylemleriyle suçladığı milyonlarca Türk’ün çoğunluğun hükmünde acı çekmesine insanlık olarak seyirci mi kalacağız? Bu sebeple gerek diplomatik anlamda gerek toplumsal anlamda gereken emeği artık vermemiz gerektiğini düşünüyorum.
Keza tüm bunları yaparken, yalnızca bizim değil, diğer ülkelerin de tepki göstermesini sağlamak için gerekli bilgilendirme ve temasların da elzem bir yer taşıdığı düşüncesindeyim. Gazze’de yapılan katliamlar noktasında dünya beklediğimden çok daha büyük bir tepki gösterdi dersem yanılmış olmam. Peki bu nasıl oldu? Kamuoyunda insanlık için çaba sarf eden toplumlar sayesinde oldu. Bundan ders çıkarmalı, aynı özveriyi bu konu üzerinde de gösterebilmeliyiz.
İnsan hayatı oyuncak değildir. Herkes istediği dini özgürce yaşama hakkına sahip olmalıdır. İçerisinde bulunduğumuz milenyum çağında halen daha ırk ve din farklılığından dolayı insanların acı çekiyor olması kabul edilebilir bir durum değildir. İnsanlık olarak daha ileri bir medeniyet haline gelmek istiyorsak, böyle olayların yaşanmasına kesinlikle izin vermemeliyiz.
Keza medeniyet timsali olarak gözüken Avrupa’nın da bu konuda sessiz kalarak bize gerçek yüzünü nasıl gösterdiğini de unutmayalım. İşte gerçek medeniyet, insanlık bu tarz durumlarda ortaya çıkar. Velhasıl kelam, her bireyin özgürce yaşayabildiği, dini inancı ya da ırkı yüzünden baskı görmediği bir dünya düzeni inşa edebilmek dileğiyle, sağlıcakla kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gürkan Yüksel - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mavi Marmara Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mavi Marmara Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Mavi Marmara Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mavi Marmara Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.