GÖNÜLLÜ KÖLELİK

Selam verip merhaba dedikten sonra boş bir sandalyeye oturdum arkadaşların olduğu ortamda. Yarım yamalak, kısık sesle cevaplar oldu. Hepsi inanılmaz yoğundu oturdukları sandalyede, başları önlerinde. Yüz şekilleride oturuş pozisyonlarıda farklıydı ama yaptıkları eylem aynıydı. Aramızdan bir arkadaş kalktı gitti kimse fark etmedi. İki ya da üç dakika sonra giden arkadaşın adı ile bir diğer arkadaş seslendi ama cevap gelmedi. Sesini yükseltip şaka ile karışık neden cevap vermiyorsun dedi. Yine cevap alamayınca başını kaldırıp giden arkadaşın oturduğu yere baktı. Sandalye boştu, o arkadaş yoktu. Oysa önemli bir şey göstereckekti ona. Hemde çok önemli ( Bilmem ne uygulamasında komik bir videoyu sesini açıp sesli seli gülmek için). Sonra başını etrafına çevirdi altı yedi kişi içinde bir tek benim gözlerim bakıyordu ona onun da şu an bana. Anladı onları tek tek seyrettiğimi. Senin geldiğinide fark etmedim dedi aynı diğer arkadaşın gittiği gibi.
Tam da bu başımıza gelen. Nefes alır ama yaşamaz hale geldik. Paylaşmaz, dertleşmez, konuşmaz, anlamaz. Konuşmayı unutunca en ufak bir sorunu dahi şiddetle çözmeye çalışmamızda bu yüzden. İnsani vicdanımız, alçak gönüllüğümüz, merhametimiz ve anlayışımız terk edip gitti gönül ve ruh diyarımızdan.
Başımız önümüzde ahlaklı bir toplum olduk. Saygıda kusur etmiyoruz elimizdeki telefonlara karşı ama onun dışında hepimiz birez zombiye döndük. İş için kullananları anlıyorum ve hak veriyorum çünkü bu mecra gerçekten işi olanlar için çok önemli. Hayat orada dönüyor. Oradan para kazanıyorlar. Işi olmayanlarda işi olanlara durmadan para kazandırıyorlar. Bilinçli ya da bilinçsiz müşteri oluyorlar.
Yolda yürüken direklere, insanlara, arabalara çarpmalar. Kaldırmda takılıp düşmeler. Sohbetlerin tadı tuzu kalmada. Yavan ekmek gibi idare etmek zorunda kalıyoruz. Yirmi dört satin her dakikası ulaşılır olunabilmek gerçekten korkutucu. Ne hafta sonu, ne gecenin yarısı, durmadan çalan telefonun zil sesi, alam sesi. Başımızın tacı telefonlarımz. En kıymetlisi ise bizden daha akıllı olan telefonlar. BİZİ GÖNÜLLÜ köle yaptılar. Uçlarındaki Kazanç sahipleri her anlamda hayatımızı yönetiyorlar. Takip ediyorlar. Bizi bizden alıyorlar.
Lavabo da çalan bir telefonu açamamıştım doğal olarak. On dakika sonra geri dönüş yaptığımda karşımdaki kişi neden telefonu açmadığımı sormuş bende lavaboda olduğumu söylemiştim. Olsun açman lazım demişti. Cep telefonu her an iletişim kurabilmek için üretildi mantığını savunmuştu. İlginçti, inandığı için savunuyordu bunu. Kendi haline bırakmıştım aynı dünylara ait olmadığımızı anlamıştım.
İdealist, hırslı dönemleri oluyor insanın. Durmadan hararetli, haraketli yaşam şekilleri. İki hatta üç telefon ile gezmeler. En son model ve markalarla varlıklarını bütünlemeler. Sokakta gördüğüm çoğu insanı holding sahibi, ya da santralde çalışın biri gibi algılıyorum. Bitmeyen konuşmaları ile gürültülü gürültülü dolaşıyorlarken ortalıkta.
Her şeyimizle kölesi olduk cebimize giren telefonların. Ahlakımız, kültürümüz, davranış şeklimiz, konuşmamız, duruşumuz hepsi yeniden kodlanıyor. Kalabalıkta, toplu taşımda, kafede bağırarak aynı şeyleri tekrarlayarak konuşabiliyor insanlar telefonları ile. Demekki diyorum karşısındaki insanlar sağır ve anlayışları kıt. Ya da film, dizi veya herhangi bir videoyu yüksek sesle seyredebiliyorlar. Dışarıdan nasıl gözüktüklerini algılamadan. Onları seyredip gülenleri fark etmiyorlar. Kelime haznemiz zaten azdı, şimdi olanlarda yabancısözcüklerle yer değiştirmeye başladı. Normal bir cümlemiz yok. Eskiden cümle düşüklüğü olurdu. Artık cümleleirmiz tepetaklak oldu. En kötüsü Allah muhafaza birde şarjı bitmesin işte o an kıyamet koptu.
Ekonomik boyutunu zaten konuşmuyorum herkesin durumu keyfi yerinde. Yeni çıkan telefonları kapmak için geceden sıraya giriyorlar kapı önlkerinde. Bir elinde kahveleri, diğer elinde daha yılı gelmeden telefonları var değiştirecekleri. Arada birde felesefe yapıyorlar, satıyorlar aslı astarı belli olmayan internetteki bilgileri. Daha ne olsun oh ne ala memeleket.
Yeni bir gözlük çıktı takıyorsunuz sanal dünyaya geçiyorsunuz. Ekranın içinde yaşıyorsunuz. Bir elinizde köpek gezdiriyorsunuz diğer elinizde istediğiniz sevgiliyi. İstediğiniz ülkeyi. Siz yapay keşiflere dalıyorsunuz başkaları size ait doğal yaşamlara el koyuyor hemde size sömürerek. Yapay zaka çıldırdı gidiyor. Yakın gelecekte eşler, işler, arkadaşlar hatta evlatlar yapay olacak. Damarımızda akan kan gibi bedenimizden ruhumuz boşalacak.
Aslında selamı verince gözlerime bakan insanları özlüyor artık yüreğim. Komuşumun balkonunda oturmasını, akşam geçerken ayak üstü bir yudum çayla iki kelamı. Çocukların başını okşamayı. Komuşumdan, eşimden, dostumdan Sevgi ve saygı görmeyi ama korkmamayı. Felaket tellalı haberlerle içimizdeki birbirimize olan güveni yıkmamayı arzuluyor gönlüm. En azından bizim dönemimizi yaşayanlar, bu doğallın belli kısmın yaşadık ama bundan sonra bu değerlere yetmeyecek sanırım ömrüm.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Yasin Pamuk - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Mavi Marmara Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Mavi Marmara Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Mavi Marmara Gazetesi editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Mavi Marmara Gazetesi değil haberi geçen ajanstır.